9

 

İhtişam baktığın şeyde değil bakışında olmalı

00:44:54 | 2019-11-08
     

İhtişam baktığın şeyde değil bakışında olmalı... Andre Gide

Hayatta her şey öyle güzel bir düzenle, sınırla,oranla dizilmiş ki şöyle bir düşünürsek mükemmel bir yaratıcının varlığını çok daha iyi görebiliriz belki de.Her şeyi kusursuz bir düzenle yaratmış ve her şey doğada kendi sistemindeki düzenle işlemekte (bizlerin negatif müdahaleleri haricinde).Bu işlemenin içindeki her ağaç,kendi mevsimi gelmeden yaprak açmıyor ya da meyvesini zamanı gelmeden oluşturmuyor.Yahut gece gündüzün yüzyıllardır aksamadan birbirini takip etmesini düşünün,bir gün bile dengesi bozulmadan aynı kararlılıkta ilerliyor...

Bazen durup düşünmek gerekli hayatın hızında bir dakika bile olsa farkında olmak gerekli tüm bu düzenin,ha imkan varsa da uzun uzun izlemeli bu güzel doğayı,evreni herşeyin çözümü orda saklı en öz en berrak en mükemmel haliyle hemde...

Başlığa bakınca nerden konuya gireceğimi merak ettiniz eminim.Geçenlerde bahçede otururken bir çiçek gözüme ilişti ve inceden düşündürdü beni.Onun güneşten aldığı ısıyı bizdeki sevgi duygusuna benzettim.Ama öyle güzel bir sevgi ki bu acıtmadan yıpratmadan olması gerektiği serbestlikte ve olması gereken dozda.Güneş doğduğu andan belli bir saate kadar ona azar azar ısısını hissettiriyor sanki onun uyanmasının hassaslığını göz önünde tutar ve okşarcasına.Çiçeğin gerilerek kendi halinde uyanmasını bekliyor sanki... Öğlene doğru ısısını en üst seviyeye çıkarıyor dolu dolu bir sıcaklık ve ışık veriyor,sanki coşkuyla heyecanla tüm gücüyle ona verdigi değeri hissettirir gibi.Çiçek adeta güneşe boğuluyor tüm enerjiyi özüne kadar çekiyor onun altında ahenkle dans ediyor.Ama bu büyük enerjiye rağmen yanmıyor çünkü güneş ısısı en üstteyken bile sınırını bilerek dokunuyor ona (Tabi ki aldığı suyun güzelliğini de es geçmemeli, o da bir diğer sevgi boyutunda görevini bekliyor) en ufak bir fazlalık çiçeğin narinligine zarar verecek açmadan kurutacak belkide ama güneş görevinin Hak'ını kusursuzca veriyor.Gücünün en yüksek halindeyken bile onun kıymetinin derecesini biliyor gibi.Sonra yavaş yavaş azaltıyor ısısını ama kesmeden kademe kademe, bırakmadan ondan vazgeçmeden... Ve akşam oluyor sanki çiçeğin kendini yeni güne hazırlaması ve kendi aldıklarını özümsemesi için biraz geri çekiliyor ve kendini yeniden bulmasını bekliyor.Geri çekiliyor ama yine ondan vazgeçmeden orda durup ona gözükmeden onu kendi güzelliğine bırakıyor, kendiliğinin gizemine kendi gücünü bulması gereken noktaya...

Gelelim bunları sevgiye bağlamaya işte insanoğlunun öğrenmesi gereken sevgi anlayışı da böyle olmalı aslında.İlişkilerinde vazgeçmeden kademe kademe belli oranlarla onu yaşayıp bilmek, onun ruhuna ve karşısındaki ruha en az hasarı verecek yoldan yürümek,sevginin güzelliğinin incitmeden narince yaşamak olduğunu özümsemek ve yeri geldiğinde varlığını her daim hissettirerek karşısındaki güzelliği kendi özgürlüğünde yaşamaya kendini sevmeye de bırakmak gerektiğini anlamak... Çünkü gerçek sevgi ancak özgürlüğün içindeki kusursuz dokunuşlarda kalıcı ve edebi olacaktır.Bu da bu kavramdaki çartışmaları en aza indirecek ve kişiler arası sevgi dengesini en doğru şekilde yürütecektir.Minik bir çiçeğin güneşi özümsemesinin bizdeki karşılığı ne kadar da mutlu hissettiriyor farkettiniz mi?Düşünün ki ufacık bir gerçek bakış aslında neleri doğurabilecek.Bu yüzdendir ki bakmak gerek çıkarsızca,kibirsizce,saygınca,hissiyatca,insanca,yaradılış ruhuyla... Asıl önemli olan tüm benliğimizle bakabilmektir belki de...

Psikolog / B.Melis AV




ETİKET :  

Tümü
UA-147632479-1