Pazartesi Seramonileri Cinayetleri_Mehmet Güzel Yazdı
"Bir cinayetin anatomisini bütün yönleriyle anlatıyordu Gabriel Garcia Marquez"kırmızı pazartesi "romanında. Oysa kasabada herkes Santiago Nasar'ın öldürüleceğini biliyordu,lakin bir tek Nasar öldürüleceğini bilmiyordu buna rağmen hiç kimse bu cinayetin önlenmesi için çaba sarf etmeyerek bir bakıma cinayeti işlemede ortak olmuştu.
Ne uğruna bu cinayet işleniyordu? Sözde "namus" uğruna!
Ünlü yazar romanında konuyu tüm ayrıntı ve detayına kadar işlemişti.
Yukarıda ki alıntıyı yaklaşık altı ay önce kaleme almış olduğum bir yazıydı.Konulara Hakan Tosun cinayeti ile giriş yapabiliriz:
Sokak ortasında bir cinayet işleniyor,maktül yani kurban Hakan Tosun.Bu topraklar malesef kana doymuyor.Öylesine kin ve nefret ile işlenmişti ki yüz yıllardır aynı seremoni dönüp dönüp yeniden başa sarıyordu.
Hakan Tosun bir gazeteci,çevreci,insan hakları ve doğa aktivistiydi..İnsanlık adına,toplumsal ilerlemeye büyük emeği geçen bir insandı.Sonu ise yazının girişindeki anektod da vurguladığım"Santiago Nasar"gibi oldu.Oysa o yazım da Santiago'nu vurulacağını bütün kasaba bilmesine rağmen bir tek Santiago bilmiyordu.
Rahmetli Musa Anter 'in ölüm yolculuğu da benzerdir.Sevgili Hirant Dink'in cinayet seramonisi de,sevgili Tahir Elçi'nin de.Hangi birisini yazayım bilemedim..Arkalarında gõzyaşları döksem ki ne fayda.Hiç biri geri gelmeyecek.Onları birer birer kaybediyoruz.Kaybederken insanlığımızı kaybediyoruz, geleceğimizi kaybediyoruz...Umudumuzu ve direncimizi kaybediyoruz!
Bu cinayetleri kim,kimler işliyor!ne uğruna işleniyor bu cinayetler? Biz de biliyoruz ki daha fazla iktidar hırsları uğruna.. Sözde ideolojileri uğruna.Rant ve talanları uğruna!Yalancısınız,iki yüzlü, sahtekâr ve katiller sürüsüsünüz!
Cinayeti işleyen tetikçiler gelip geçicidirler.
Talat paşaların,Kahya Yahyaların, Topal Osmanların ve Ogün Samastların kötü ruhları bu topraklarda sökülüp atılmadan bu kadim topraklarda halklar gün yüzü görmeyecekler.
İşlenen cinayetler münferit değildir..Ne Gülistan Doku ne Rojin Kabiş ne Siverek ne de Maraş.Sistemin yüz yılı aşkındır yürüttüğü Kürd savaşı nedeniyle çıkartmış olduğu özel yasalar "Takrir-î Sükkün"yasası "Tunceli Kanunu,sürekli olarak uzatılan "Olağanüstü Hâl Yasaları"..Buradan hareketle inşaa etmeye çalışılan homojen ve tekçi mühendislik her kötülüğün önünün açılmasına ve kötülüğün mübah sayılmasına,yıllara yayılan hukuksuzluğun bu ülke insanının getirildiği hastalığı hastalıklı aşama budur.
"Kırmızı Pazartesi" romanı çürümüş bir toplumun özetini anlatmaktadı.Türkiye halklarına,toplumlarına karşı uygulanan "toplum kırım"politikası "büyük ortadoğu projesinin"vücut bulma halidir.Meb.nın burada sadece bir icracıdır.Eski Tunceli valisi de öyle.Bu olağanüstü "hukukla" toplumun yetiştirdiği bireyler de öyle...
Yaşananlar"epistein"in Türkiye versiyonudur.
Burada iki şehir merkez alınmakta birisi Diyarbakır olurken diğeriyse Dersim'dir.Bu iki şehir öteden beri Kürdler ve Aleviler için stratejik şehirler okurken devlet için de strajeik şehirlerdir.Bu iki şehr Kürdler için tarihi birer hafızadır,o bakımdan tarihi toplumsal yapısı ahlâkî olarak da mutlaka çökertilmesi gerekir,buna ilişkin epey de projeler uygulamaya konmuştur; uyuşturucu,fuhuş bunların başında gelmektedir.Düşünün bir,bir cemaat yurdunda onca küçük çocuklara tecavüz ile suçlanan bir şahsın milli eğitim müdürü olarak atanması neyi ifade ediyor?Bu "toplum kırım"değil midir?
Yazının önemli bir kısmını 14 Ekim 2025 de kaleme almıştım, güncelliğini, yakıcılığını nasıl da koruyor,değil mi?
Mehmet Güzel/GlobalKalem