Azmin Zaferi_Mehmet Güzel yazdı

Annesi bi kaç kez seslendi oğluna, ama o duymuyordu. Öylesine yorulmuştu ki top atsan duymayacak yorgunluktaydı. Sabahın köründe işe gidiyor neredeyse akşamın karanlığına kadar çalışıyordu.. Ekmek parasıydı işte..
Okullar tatil olalı bir hayli olmuştu, bu üçüncü senesiydi aynı iş yerinde çalışıyordu.. Orta ölçekli bir imalathaneydi, pres makinaları üretimi yapıyorlardı.
Annesi bi daha seslendi, ama o duyuyordu da lakin yorgunluktan bir türlü uyanıp kalkamıyordu.
Ocakta çay suyu çoktan fokurduyordu, çayını demledi annesi Havva,mis gibi çay kokusunu çekti içine.. Oğlu çalışalı cebine de bir kaç kuruş giriyordu.. Kocası olucak adam da arada bir kendisine harçlık verse de yarı aç yarı tok geçinip gidiyorlardı.. Adam kazandığı parayı İçki ve kumar alışkanlığıyla bitirip öyle eve varıyordu, üstüne üstlük bide karısına posta koyuyor, arada bir de iki tokat çalıyordu. Oğlu Ali de olmasa ne yapardı.
Sahan da iki yumurtayı kırdı , yağ kokusu etrafı sardı..
Eskiden tuvalet ile banyo birdi gecekondu semtlerinde , su sesi geldi kulağına, sevindi, evet Ali kalkmış olmalıydı.
Gecekondularının geniş salonunda sofrayı kurdu,öte yandan da yanan sobanın üzerinde bir kaç dilim ekmek de kızarttı.
-Uyandın mı benim güzel ve çalışkan oğlum?Kahvaltını çabuk yap da geç kalmayasın işe!!
Aceleyle kahvaltısını yaptı,fakat uykulu halini hâlâ üzerinden atamamıştı,bir yandan da işe geç kalırım korkusu vardı içinde.
Telaşla kendisini dışarı attı, caddenin karşısına geçti, iki minibüs vardı burada çalışan, şayet minibüsü kaçırırsa ne babasına ne de patrona hesap veremezdi, ikisi de ona"bize ne sen minibüsü kaçırdıysan" diyeceklerdi, gerisi de cabası.
Yukarıdan doğru minibüs homurdaya homurdaya aşağıya doğru geliyordu. El etti minibüs durdu, tıkabasa doluydu minibüs,hatta kapısı açık gidiyordu.. Bi kaç yolcu daha fazla alayım diye de zorluyordu şoför.
Zorlukla kendisini içeri attı, küçük olduğundan, adamların arasından sıvışarak minibüsün ortasına kadar ilerledi, tutunacak bir yerde bulmuştu.
Şoför koltuğunda yan oturmuştu, bir yandan vites yükseltirken öte yandan yolculara seslenerek:
-evet beyler, pamuk eller cebe!!hani paralar da bozuk olsun! diye de çaktırmadan da yolculara posta koydu.
Argo konuşmalarıyla nam yapmış şoförün kimse gerçek adını bilmiyordu. Onu herkes "şeytan şoför" olarak bilirdi. O da kendisine böyle hitap edilmesine pek kızmıyordu. Şeytan şoför diye hitap edenlerde hani haklıydılar.Uzun bir yüz, çene sivri, burun uzun ve aşağıya doğru kıvrıktı . Tam da kartal burun.
Şeytan şoför ücretleri topladıktan sonra teybin düğmesini çalıştırdı, Ferdi Tayfur'un yanık sesi eşliğinde"çeşmenin başına varmaz olaydım, elinde bir tas su içmez olaydım...."şarkısı yorgun işçilerin uykulu hallerini bir nebze de olsa dağıttı.
Önde iki minibüs vardı, indi bindi sonrası minibüs de yer açılınca, şeytan şoför vitesi yükseltti bastı gaza ,arabaları durmadan solluyordu,solladıkça da kendisine güveni daha da artıyor, bir kaç yolcu daha kapmanın heyecanıyla durmadan vites yükseltiyordu.
Küt diye bir sese duydu, gerisini hatırlamıyordu.
Evet,minibüs o hızla kaçınılmaz olarak arkadan başka bir araca çarpmıştı. Ölü yoktu fakat zavallı yolcuların büyük çoğunluğu ağır yaralıydı.
Gözlerini açtı, telaşla etrafına bakındı, anlamaya çalıştı, ben neredeyim, burası neresi, diye.
Genişçe bir hastahane odasında olduğunu fark etti.Bir çok hasta hissettiği acılardan dolayı inliyordu. Evet, neredeyse hepsi trafik kazası sonucu bacakları kırılmıştı. Bir çoğunun da bacakları havaya kaldırılmış ve askıya alınmıştı, bunun nedeni ise kırılan kemiklerin tekrardan yerlerine oturtulmasıymış.
Kolu ve kafasının arka tarafı zonkluyordu. Dayanılmaz bir acı hissediyordu.Kendine bir nebze de olsa gelmişti, evet minibüsün o çarpma esnasında kafası minibüsün ortasında ki demir direğe sertçe çarpmıştı, bu çarpmanın sonucunda kafasında  derin yara oluşmuştu, kolu da o esnada kırılmıştı.
Refakatçiler hastaya moral olsun diye ona tek tek geçmiş olsun dileğin de bulundular.
Hasta odasının kapısı açıldı, hastalar acıdan dolayı inim inim inleselerde gözleri açılan kapıya hemen çevriliyordu.
Kapıda Ali'nin İlkin annesi Havva belirdi, peşi sıra babası Duran ile patronu Osman..Gözü yaşlı anne oğlunu yanaklarından öptü,peşisıra babası Ali'nin yüzüne bile bakmadan, iyi olmadı bu"dedi. Çünkü babanın derdi Ali den ziyade haftasonu para gelmeyecek ona üzülüyordu..
Bu sefer patron Osman"Aliciğim ne güzel de işleri yoluna koymuştuk, para kazanıyorduk yahu, tamda işi öğrenmiştin, sırası mıydı şimdi bu kazanın,ben birazdan doktorun yanına çıkacağım, en kısa zamanda seni taburcu ettireceğim.
Doktorun kapısını çalarak önde patron Osman peşindeyse Ali'nin babası Duran, İlkin patron Osman biraz da yaltaklanarak söze girdi:
-Efendim biz Ali'nin yakınlarıyız. Ben patronu Osman bu da babası Duran.
Hastamızın durumu nasıl doktor bey, ne zaman taburcu olur?
Doktor bir süre ikisini dinledikten sonra söze girdi:
-Bakın beyler, Ali daha çocuk, ben hikayesini de öğrendim. Yazık değil mi Duran bey bu yaşta bu çocuğu ağır bir işte çalıştırıyorsun....!!
Duran ile patron Osman doktorun söylediklerini duymuyorlardı bile.Babası Ali'yi Osmanın yanına verdiğinde ona:
-Eti senin kemiği benim,haftalığını da aksatma Osman ağa, demişti.
Okullar açıldı ,Ali bir nebze de olsa rahat nefes almıştı, lakin haftanın üç günü yine işe gitmek zorunda kaldı.
Aylar  ve yıllar bir birini kovaladı  nihayet mezuniyet günü gelip çatmıştı,iyi bir derece ile lise diplomasını almış ve hocalarının takdirini de kazanmıştı. Bütün hocalar Ali'nin gelecekte de başarılı olmasını temenni ediyorlardı.
Akşama baba Duran eve geç geldi. Ali bi şey diyecek mi diye onun yüzüne bakıyordu:
-Osman ağa yanıma vardı, yarın Ali gelip iş başı yapsın dedi.
Ali kararlı bir ses tonuyla:
-Hayır dedi,yakında üniversite sınavlarına gireceğim o bakımdan bu yaz çalışmayacağım dedi..
Ali'nin karalı olduğunu anladı babası, biraz da ondan çekinmişti doğrusu genç yakışıklı ve ağır işte çalışa çalışa kasları bi hayli gelişmişti.
Sınav sınıfına geçip sırasına oturdu, heyecandan ne yapacağını bilmez haldeydi. Kalemini, silgisini ve kalemtıraşını msanın üstüne koydu.
Ve sınav başlamıştı, ilk bir kaç soruda bocaladı, ilerleyen zamanlarda soruları çok daha çabuk çözdü.. Eşit ağırlıklı çalışmıştı. Ve nihayet bütün soruları çözmüş ve kağıdını sınav sorumlusu hocaya teslim ederek içi rahat olarak, dışarı çıktı.
Haftalar akıp gitti, sınav sonuçları açıklandı, ertesi gün sınav sonuçlarını öğreneceği merkeze vardı, her taraf öğrenci kaynıyordu, düşük puan alan öğrenciler ağlamaklıydı. İte kaka sınav sonuç kağıdının asılı olduğu yere zor bela vardı. Hızla sayfaları çevirdi, sıra numara sayfasına baktı, gözlerine inanamadı, beklediğinden daha yüksek puan almıştı.
Sevinçli ve mutluydu. O sevinç ve mutlulukla evin yolunu tuttu.
Evin dışkapısını açtı, anne Havva da heyecanla oğlunu bekliyordu, oğlunun gülen yüzünü gören anne sevinç gözyaşlarını tutmamıştı.
Babasının gelmesini gece yarısına kadar beklemesine rağmen gelmedi. Muhtemelen yine içki masasındaydı. Gün ışıdı, dış kapı açılıp kapandı, Ali o ses nedeniyle uyandı. Tekrardan kendisini uykuya vermesine rağmen uyuyamadı.
Nihayet kayıt zamanı gelip çatmıştı. Beklediği gibi İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesi'ni kazanmıştı. Onun için yeni blr gelecek, yeni bir sosyal ortam, yeni arkadaşlıklar.. öyle de oldu.
Anne ise iki kuruş fazla para kazanmak için çamaşır yıkamaktan elleri lime lime olmuştu,fakat buna rağmen mutluydu.. Oğluna güveni tamdı..
Yıllar yılı kovaladı, mezuniyet günü gelip çattı, anne Havva çoktan gelip diploma töreninde ki yerini almıştı,Ali anneyi fark etmişti lakin baba yine ortalıkta yoktu, yeniden bir hüzün çöktü içine, isimler okunurken kendisinin ismi okunduğunda farkına bile varmamıştı.
Sıra toplu kep atmaya geldiğinde hâlâ dalgınd, yanındaki sınıf arkadaşı onu uyardı...
Görev yeri belli olmuştu ,üniversite hastahanesinde kaldı.Çoktandır da  hasta muayene ediyordu,mutlu ve sevinçliydi, amacına ulaşmanın gururunu yaşıyordu.
Neredeyse iki yol olmuştu, işin de bir hayli de tecrübe sahibi olmuştu. Hemşire kapıyı vurarak heyecanla odasına girdi.
-Doktor bey doktor bey! Çok ağır bir hastamız var, hemen acile bekleniyorsunuz, hastayı hemen ameliyata almalıyız!
Acile vardığında, korkunç bir manzara ile karşılaştı.. Bir iş kazası olmuştu., hasta işyeri sahibiymiş. Bir çok yeri kırılmış, ve iç kanama tehlike si de yaşanma ihtimali var. Evet, uzun süren bir ameliyat neticesinde hasta ölümden dönmüştü, bu Ali'yi oldukça mutlu etmişti.
Günlük hasta vizitesine çıktı,İlkin ağır ameliyat geçiren hastasınnın yanına vardı.
Hastasına :
-Nasılsın Osman bey?kurtuldun,yaşıyorsun,büyük geçmiş olsun!
Osman, doktor Ali yi tanımıştı,evet hayatını kurtaran doktor yıllar önce yanında çırak olarak çalışan Ali'ydi
Titrek sesiyle Dr. Ali'ye :
-Sesinizden tanıdım sizi Dr. Ali bey.Ben eski patronun Osman! dedi ve
daha da sesi çıkmadı.
Para hırsı Patron Osmanın ölümüne neden olacaktı.Geçmişte bir yandan babası öte yandan patronu. Onu nası sömürdüklerini ve acı çektirdiklerini anımsadı.Evet,o bir  doktordu, Hipokrat yemini etmişti.Hastalarını yaşatmak ve sağlıklarına kavuşturmak için o yemine bağlı kalacaktı.

Mehmet Güzel/GlobalKalem